spacer
spacer search

logo

Search
spacer
header
English
Haberler
Anasayfa
Muhabirlerden
Yazarlarımız
Adalet Kazanı
Siyaset
Demir Leblebi
İnsan Hakları
Eğitim
İş&Çalışma
Sivil Toplum
Yaşam
Kültür&Sanat
Medya
Projelerimiz
Dosyalar
Avrupa Birliği





 
Anasayfa arrow Siyaset arrow Arşiv arrow Yerel Seçimler 09 arrow "Bu ortamda erkekleşmemek çok büyük güç istiyor"

"Bu ortamda erkekleşmemek çok büyük güç istiyor" Yazdır E-Posta
Pazartesi, 02 Mart 2009

ImageYeşiller’in İzmir Konak belediye başkan adayı Derya Özgüzel: “28 yaşında bir kadının elinin altında başkanın ağzından çıkacakları dinleyecek bir örgütü olmadan, seçim kampanyasını yürütmek için milyarları olmadan, topluma verebilecek hediyeleri ya da gösterebileceği ‘öcüler’ olmadan seçime girmesi çok şaşırtıcı oluyor!” Gül Yaşartürk’ün röportajı.

Uçan Süpürge/İzmir
02/03/2009

İzmir’in Konak ilçesinden bağımsız belediye başkan adayısınız, aynı zamanda Yeşiller partisi üyesisiniz. Partinizin temel ilkelerinden söz eder misiniz?

ImageYeşiller Partisi'nin tüm yaşama bakışını ve yaşam tahayyülünü açıklamak, ortaya koymak için on temel ilkesi var. Bu ilkelerden biri "erkek egemenliğinin reddi"dir. Bu görüşü açıklamak için de şu tabiri kullanmaktayız: "Yeşiller, kadınların özgürleşme mücadelesine katılır." Tabii aslına bakılırsa bu gibi tabirleri her partinin, her siyasi hareketin programında, tüzüğünde bulabilirsiniz. Kilit nokta bu sözün ne kadar altının doldurulduğu ve daha da önemlisi hayat pratiklerinde ne kadar rehber olarak görüldüğüdür. Yeşiller Partisi, en alt örgütlenmesinden en üst örgütlenmesine kadar yüzde 50 kadın kotasını tüzüğüne yerleştirerek sağlamlaştırdı ve tüm politik yaşamda kadınların etkin söz sahibi olması adına mücadelesini sürdürüyor. Bugün Yeşiller'in her kademesinde söz söyleme hakkı eşit şekilde kullanılabilmekte. Burada başka bir püf noktası daha var: Kadınların politikada söz sahibi olması yıllardır engellenen bir durum ve bu bir anda yüzde 50 kota ya da eşitlik sözleriyle dengelenebilecek bir durum değil. Eğer yıllardır terazinin bir kefesi diğerinden ağır basıyorsa, eşit hale getirmek için diğer kefeye pozitif ayrımcılık uygulamak gerekir. Yeşiller bunu da yapıyor ve zaman içinde kadın erkek eşitliğinin, kadın özgürleşmesinin ancak şu anda kadınlara yönelik pozitif ayrımcılıkla gelebileceğini düşünüyor. Yeşil politikanın ilk çıkışına baktığımızda beslenme alanlarından birinin de feminizm olduğunu görüyoruz. Erkek egemen görüşün bütün cinsiyetler ve cinsler üzerinde yarattığı tahakkümü reddeder yeşil politika. Doğrudan demokrasi için de, şiddetin reddi için de, adil paylaşım için de bu tahakkümün geriletilmesi ve yok edilmesi gerekir. İktidarla ilgili sorunu "başkan"lığı değil "eş sözcülüğü" kullanması ve yine eş sözcülerden birisinin kadın ya da her ikisinin de kadın olması şeklinde örgütlenmesini gerçekleştirmesi ilkeleri, söylemleri ve uygulamaları arasında bir çelişkinin bulunmadığını gösteriyor.

Adaylık sürecinizde karşılaştığınız engelleri, güçlükleri anlatır mısınız?

Yeşiller içerisinde adaylığım büyük bir heyecanla karşılandı, teşvik edildi ve beni de son derece heyecanlandırmıştı. 28 yaşında olmama rağmen parti kurucularından olmama olanak tanıyan son derece açık, kadınları ve gençleri destekleyici bir oluşumda yer aldığım için, aynı heyecanı dışarıda da bulacağımızı düşünmüş olmam beni yanıltan ilk konu oldu. Yüksek Seçim Kurulu’na başvuru için gittiğimde kendilerinin dahi "bağımsız adaylığıma" şaşırmaları ilk anıdır benim için. Politika yapmak denilen olgu o kadar tekele geçmiş ki, belli partilerin belli çalışmaları ve kapalı kapılar ardında dönen toplumdan kopuk toplantılar karşısında bu denli açık, samimi bir giriş yapmanız "bu ne cüret" kıvamında algılanıyor. Kimi kadın örgütlerine dahi, CHP-AKP ikileminin sinmiş olması ve benim adaylığımın "oyları bölmek" gibi algılanması beni çok üzen ve bir o kadar sinirlendiren bir durum oldu. Toplumun seçimleri algılayışı, bir dikotomik bir algılayış ve işin kötü yanı da muhalif kesimde durduğunu söyleyen, muhalif kesimde durmaktan "varlığını" üreten insanların da aslında bu dikotomik durumdan çok da şikayetçi olmamaları… "Politik olarak doğru" yaklaşımıyla hem muhalif hem de CHP-AKP çekişmesi içinde taraf olunabiliyor mesela. Bu o kadar kanıksanmış bir durum ki, 28 yaşında bir kadının elinin altında başkanın ağzından çıkacakları dinleyecek bir örgütü olmadan, seçim kampanyasını yürütmek için milyarları olmadan, topluma verebilecek hediyeleri ya da gösterebileceği "öcüler" olmadan seçime girmesi çok şaşırtıcı oluyor. Konak özelinde konuşacak olursak seçimin iki buçuk parti etrafında geçeceği düşünülüyor. Bir partinin adayı, benim bildiğim kadarıyla, üçüncü kez ve üçüncü partisinden bu göreve talip oluyor, diğer parti ise adayı kabul edilmediği için son dakikada yine başka bir partide görevlerde bulunmuş bir kişiyi herhangi bir taban görüşmesi yapmaya gerek bile duymadan aday gösterebiliyor. Ve bu kişiler katılımdan, demokrasiden, Konak'ı Konaklılarla yönetmekten falan bahsedebiliyorlar. Oylar bölünmesin diye de onların desteklenmesi çağrısında bulunabiliyor muhalif kesimler. Kısacası hem genç, hem kadın, hem de samimi olmanız, size avantaj sağlayacağı yerde bir dezavantaj olarak geri dönüyor "bağımsız" adaysanız. Yani en büyük sıkıntı samimiyetsizlik. Ama bu tarz engeller yaşamış ve yaşıyor olmam beni mücadele konusunda, bunların deşifresi konusunda demotive etmektense daha da yüreklendirdi diyebilirim.

Konak için bakış açınız nasıl?

Konak sadece etnik olarak değil, cinsel, dinsel anlamda da çok çeşitli ve renkli bir yerleşim alanıdır. İş, eğlence, sanat, ticaret merkezidir İzmir'in. En zengin ile en fakir, en marjinal ile en tutucu insanın yaşadığı ilçedir Konak. Öncelikli olarak var olan bu çokkültürlü ve çokkatmanlı yapının özel bir bakış açısı da istediğini kabul etmek zorundayız. Bu farklı gruplar ile birlikte ortak projeler çerçevesinde hareket etmek zorundayız. Buradaki sihirli sözcük ise "katılımcı yurttaş". Mümkün olduğu oranda "doğrudan demokrasi"nin uygulanma alanının yaratılması ve genişletilmesi gerekiyor. İlk etapta bu görüş çok ileri seviyede ya da ütopik gibi gösterilmek istense de hiç de öyle değil. Çünkü bugün kimi mahalleler, esnaflar, gençler, kadınlar kendi katılımcı örgütlenmeleriyle zaten varlar. Nasıl seçim sürecinde medyada yer almak, fikirlerimizi yaymak gibi sorunlarımız varsa, nasıl maddi zorluklar çekiyorsak ama varsak, mücadele ediyorsak onlar da aynı sorunları yaşıyorlar ve daha spesifik alanlarda mücadele ediyorlar. Belki birbirlerinden haberleri yok, belki yan yanalar ama iletişimleri kopuk, ama varlar. İnsanlar birlikte sorunlarını görüşüp, taleplerini ortaya koyabiliyorlar. Önlerindeki yegane sorun kendilerinin açılım yapabilecekleri bir üst merciin anti demokratik yapılanmaları ve onların arasındaki koordinasyonun ufak hesaplara her zaman kurban gitmesi. Bugünün önemli sorunlarından biri mikro ile makro arasındaki bağın kopmuş olmasıdır. Bu bağın kurulması gerekir, bunun için de belediye önemli bir konumdadır. Yönetim tüm Konak sınırlarına yayılmalıdır. Bir binaya, bir belediye meclis salonuna hapsedilemez bir ilçenin yönetimi. Kısacası burada bizim yapmamız gereken şey tam da bu: Konak Belediyesi’nin yapılanmasının demokratik bir karakter kazanması!

Kadınların talepleri neler?

Konak, merkezi yapısıyla eylemsel alanda tüm çalışmaların, protestoların gerçekleştiği bir merkez. Hem yoğunluk, hem sirkülasyon hem de göz önünde olmak açısından. 27 Şubat’ta İzmir'de KESK Kadın Şubeler Platformu “TACİZ VE TECAVÜZE KARŞI GECELERİ DE SOKAKLARI DA İSTİYORUZ” dediler örneğin, biz de Yeşiller olarak oradaydık. Bireysel anlamda da daha önce birtakım eylemliliklerde yer aldım. Ortaklıklar İzmir yerelinde olduğu gibi, hem Yeşiller Partisi üyesi hem de kadın hakları aktivisti, feminist aktivist olarak siyasi platformlarda yar almış kişilerle oldu. Zira kadın sorunları, egemen zihniyetin üzerimizde yarattığı dayatmalar, tüm kadınların ortak sıkıntısı ve zamanın bir bölümünü değil tüm yaşantıyı etkileyen bir baskıyla karşı karşıyayız. Politik olsun ya da olmasın bir kadının yaşamı, dünyayı algılamaya başladığından bu yana başlayan "cinsiyet" ayrımcılığı, sonrasında yüklenen sosyal ve kültürel sorumluluklarla daraltılmakta. Sosyolojik olarak önümüze sunulan toplumsal cinsiyet rolleri ve kalıpları bu ayrımcılığın ve adaletsizliğin net şekilde ortaya konulabildiği başlıklar. Bugün sokakta özgür değiliz, evde özgür değiliz, yatak odamızda özgür değiliz, şiddet hayatımızın her alanında, işte, sokakta, evde... Modern toplumun kent yaşamıyla daha da perçinlenen baskısı ve medyayla desteklenmesi biz kadınlar üzerinde "mükemmelliyetçiliğin" oynanması (iyi bir anne, başarılı bir iş kadını, uyumlu bir eş, becerikli bir ev kadını) yaşamın her alanında psikolojik bir külfet yaratmakta. Yaşam kadınların üstüne yığılmış vaziyette. En ufak bir hareketlenmeyi bile bastıracak bir güçle gerçekleşen bir yığılmadan bahsediyorum. Yerel yönetimlerin tüm kademelerinde yüzde 50 kadın tercihi ile kadınlara öncelik tanınması yani bu eşitlik sağlanıncaya kadar kadın yeni istihdamının erkek yeni istihdamından çok fazla olması, kararların alınması ve uygulanmasında kadınların aktif olacağı koşullar hazırlanması; kadınların hazırlamış oldukları ürünlerin satışı ve sunumu için belediye tarafından ücretsiz stantlar sağlanması; şiddet gören kadınlara yönelik sığınma evleriyle ilgili yasal yükümlülüklerin yerine getirilmesi; kör köşeleri, sağır duvarları olmayan güvenli sokaklarla kadınların gündelik hayatta katılması projelerim arasında.

Siyasetin içinde yer alan bir kadın olarak egemen eril dilden rahatsız mısınız?

Siyasetin eril dili, kadınların her alanda daha aktif olması ve özgürleştirilmeleriyle aşılabilir. Fakat çuvaldızı başkasına batırırken, iğneyi de kendimize batırmalıyız. Erkek egemen dili, erkek aklını her alanda yaşatan partilerin vitrine koydukları bir kadınla bazı şeyleri değiştirmeye, düzeltmeye kalktıklarına inanan ve kendisini mücadelenin içerisinde gören kadınlar var. Kadınların adaylıktan, oy kullanmaya kadar her alanda bazı süzgeçlerle hareket etmeleri gerekir. Bunu ne kadar yapabiliyoruz? Ne var ki günümüzde bu aktiflik ve özgürleşme, "alınan" değil "verilen" bir hak olmak zorunda bırakıldığı için bizlerin daha fazla enerji harcamamız gerekiyor. Sizin söyleminizde yer aldığı gibi ilkokul mezunu bir erkek rahatlıkla politik arenada yerini alabiliyorken bir kadından daha fazla nitelik beklenmekte. İşin başka bir handikabı da bu "nitelik"lerin ne olması gerektiğinin belirsizliği. Bunun nedeni de tam da bu egemen zihniyette yatmakta. Politika bir tür "kavga" arenası olarak sunuluyor bize. Başbakandan milletvekillerine kadar agresifliğin boyutlarına bir bakın isterseniz. Bu gibi eril şiddet dilinin hakim olduğu bir ortamda kadın olmak, kadın kalabilmek, erkekleşmemek çok büyük güç istiyor. Şiddet ile politika yapmanın bir tutulduğu bir ortamda sağduyulu, akıllı, dirençli bir kadının varlığı istenmemesi doğal. Bu tarz kadınlarımızın da bir süre sonra yalnızlığa itilerek politikadan çekilmeleri de doğal. Bu nedenle kadınlar örgütlü olmak durumundalar, büyük partilerin üyeleri olan kadınlar da bizler gibi aday olabilmeli, olumsuz koşullarla karşılaştıklarında örgütlü olarak partilerine/kurumlarına seslerini yükseltebilmeliler. Partilerin içlerini, işleyişlerini ve kurumlarını düzeltmeye çalışmaları gerekiyor.

Son olarak eklemek istedikleriniz neler?

Benim bu seçimlerde temel tezim değişim, yenileşme ve canlanma olacak. Çünkü ülkemizde deneyimli olmak siyaset yapmanın ön koşulu olarak algılanıyor. Oysa ki deneyim denen şey; mevcut yapılar ile uzlaşma ve karşılıklı idare etme üzerine kurulu. Bu düzen ile çelişki içerisindeyim ve bu kurulu düzeni değiştirmek için, yerinden oynatmak için seçimlerde aday oldum. Şüphesiz İzmir Türkiye'nin en güzel kentlerinden birisi. İzmir gençleri de demokratik bilinçleriyle Türkiye gençliğinin örnek kesimlerinden olmuşlardır. Aynı zamanda İzmir gençleri Türkiye Yeşil hareketinde de öncül rol oynamışlardır. Ne var ki uzun zamandır süregelen yanlış politikalar, gerek siyasi hayatta, gerekse yerel politikaların uygulama alanlarında gençleri ve kadınları saf dışı bıraktı. Oysa ki bunu değiştirmek yine bizlerin elinde. Adaylığımın hem Türkiye'de hem de İzmir yerelinde tüm gençlere politikanın hiç de bizlerden uzak olmadığını göstermesini istiyorum. Gençlerle birlikte değiştirmek, yenilenmek ve canlanmak… Şimdi, Konak’tan başlayarak Türkiye’de, genç yeşil hareketi canlandırma zamanı! Bugün "hayal kurmak küçümseniyor! Çünkü sömürü, rant, yağma ve savaştan başka hiçbir anlama gelmeyen SERBEST PİYASA EKONOMİSİ hayallerimizin gücünden korkuyor. Oysaki yerelde; hepimizin birlikte hayalini kurup düzenleyebileceğimiz ve yaşama geçirebileceğimiz ortak hayallerimiz var! (GY/SD)

spacer









Ucan Supurge'nin sunucu bulundurma hizmeti TR.NET tarafindan saglanmaktadir.
spacer