“Bu kadar eski söylemlerin kullanılacağını düşünmemiştim”

Van Kadın Derneği’nden Zozan Özgökçe soruyor: Demokratik açılım sürecinin kabul sınırları nelerdir? Hükümeti buna iten sebepler nelerdir? Nerede hata yapıldığının farkına varılmış hali midir? Kürtler tarihsel, kültürel varoluşlarıyla benimseniyor mu? Daha önce yapılanların hangisi yapılmayacak?..
Evrensel
25/7/2010
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kadın örgütleriyle toplantı yapacağını basından duydum. Milletvekili Fatma Şahin bizi telefonla arayarak toplantıya davet etti ve katılmaya karar verdik. Van’daki kadın örgütlerine neler iletmemi istediklerini sordum ve 18 Temmuz sabahı Dolmabahçe Sarayı’ndaki toplantıya gittim. Salon çok özenilerek hazırlanmıştı. Başbakan içeri geldiğinde herkesle tek tek tokalaştı ve kürsüye geçti. Basına açık olarak yaptığı konuşmaya basın yer verdi zaten. Ben aldığım notlara göre toplantıda yaptığım konuşmayı aktarmak ve Başbakan’ın toplantının sonunda yaptığı konuşmayla ilgili yazmak istedim. Çünkü basınla görüşmelerimde odak noktası yapmak istediğim öneriler basında yer almadı.
* Rahat konuşma ortamının oluşması lazım. Dilimizi değiştirmeliyiz. Özellikle Cemil Çiçek’in söylemleri bölgede negatif etki yaratıyor. Örneğin; bölgede çalışan biri olarak ben ‘terörist’ diyemem. Yeni bir dil oluşmalı.
* Kürtlerin dilini, tarihini tanıyan ve benimseyen fiili adımlar atılmalı.
* Okul öncesi Kürtçe eğitim verilmeli.
* Ders kitapları Türkiye’deki çoğulculuğu yansıtsın. Örneğin; “Ali topu tut” varsa “Zozan topu tut” gibi. Tabii diğer etnik ve dini unsurları da kapsamalı.
* Uçaklardaki anonslar Kürtçe yapılmalı. Özellikle Ankara uçaklarına. Ben çoğu kez hostese tercümanlık yapıyorum. Hosteslere soruyorum; “Nasıl anlaşıyorsunuz normal zamanlarda?” diye, “Beden diliyle” cevabını alıyorum. Ancak, tehlike anında beden diliyle anlaşmak nasıl olacak?
* Hükümet kamusal alanda başörtülülerle empati yapabiliyorsa, sadece Kürtçe konuşanlarla da yapabilmeli.
* Yargı sistemindeki sorunlar giderilmeli. Yargı örgüt üyesi olmayanları örgüt üyeliğinden ve yardım yataklıktan cezalandırıyor.
* Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelere özel eğitimli personel gönderilmeli. Örneğin; gergin dönemlerde kamu personeli bölge insanına sert davranabiliyor.
* Üniversitelerin tıp, psikoloji, sosyoloji, kamu yönetimi gibi bölümlerinde Kürtçe zorunlu olmalı. Bölgeye gelen özellikle doktor ve psikologların tercüman aracılığı ile iletişim kurması zor oluyor.
* Bölgeye ciddi yatırımlar yapılmalı ve kadınlar için özel bir çalışma yapılmalı.
* Yol, cadde, sokak, park isimleri değişmeli. Çok korkunç isimler konulmuş.
* Kürtçe olan köy isimleri geri verilmeli.
* Şehit isimlerinin okullara verilmesi öğrencileri travmatize ediyor.
* Şunu sormak istiyorum; Kürtlüğe hakaretten kaç dava var?
* Medya ırkçı bir söylem kullanıyor. Buna bir çözüm getirmek lazım.
* Tüm Kürtçe web siteleri kapalı. Edebiyat siteleri bile kapalı.
* Doğu ve Güneydoğu Bölgesinden kadın örgütlerini burada göremiyorum. Onlarla özel olarak görüşülmesi gerekir. Bu sorun en çok onları etkiliyor. Çünkü kadınlar başka sorunları varken kendi özel sorunlarını önceleyemiyorlar. Çocuğu cezaevinde olan bir kadın kocasından yediği dayağı şikayet edemiyor. Gerginlikler olunca başvurularımız yüzde 50 azalıyor.
Başbakan’ın toplantı sonundaki konuşmasından ise şunu çıkarttım. Kürtçe eğitim konusu, Kürt tarihinin benimsenmesi ve buna yönelik akademik atılımlar, silahsız çözüm, kamusal alanda Kürtçenin kullanılması ve en önemlisi çatışma dilinin değişmesi konularında bu hükümetten bir açılım bize yakın değil. Ben dilimizin değişmesi gerektiğini, bölge insanının hatta benim ‘terörist’ diyemeyeceğimi söylediğimde Başbakan “Teröriste terörist diyeceksin tabi, vatansever mi diyeceksiniz onlara?” dedi. Çıkarken kendisine “AKP Van il örgütü hatta bölgedeki STK’lar da ‘terörist’ diyemez” dedim. O da “Orada terörün etkisinden dolayı mı söyleyemezsiniz?” diye sordu. Ben de “Ne orada, ne de burada söyleyemeyiz” dedim. Anladığını ifade etti. Ancak karşılıklı olarak bu meseleler daha fazla konuşulmalı diye düşünüyorum. Hükümet ile iletişim halinde olan STK’lar ve bireylerin toplumun her kesiminin aciliyetlerini hükümete iletmediklerini, sadece onların duymak istediklerini söyledikleri fikri bende çok yoğunlaştı. Çünkü bu kadar eski söylemlerin kullanılacağını düşünmemiştim.
Ayrıca yoğun olarak annelik üzerinden bir söylemin gelişmesi biz kadınların birey olarak görülmeyişinin ayrı bir göstergesi. (ZÖ/SD)
Konuyla ilgili haberler:
- Hülya Gülbahar: "Başbakan kadınları dikkatle dinledi her türlü öneriyi reddetti!"
- Halime Güner: "Gerçek açılım nerede başlar?"
- “Başbakan’ın sözleri şoke ediciydi”




































