Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırladığı ve kadın sığınaklarının işleyişini düzenleyen “Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik” 5 Ocak 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kadın Dayanışma Vakfı’ndan Gülsen Ülker Uçan Süpürge için yönetmeliği değerlendirdi:

Gülsen Ülker, Ankara
Uçan Süpürge Haber Merkezi
14 Ocak 2013

Kadınların yaşadıkları şiddetten uzaklaşmak için zorunlu olarak terk ettikleri evleri, yeni bir hayat kurmak için ihtiyaç duydukları destek noktaları olan sığınaklar, yönetmelikle ‘kadın konukevi’ olarak adlandırıldı. Burada söz konusu olan basit bir isim farklılığı değil elbette. Yıllar öncesinden bu yana yenileneceği söylenen SHÇEK’in eski yönetmeliğinde konukevi adlandırılmasının kalkacağı ve sığınak olarak tanımlanacağı noktasından yine uzaklaştık. Daha önce şiddet yasası sürecinde de yaşandığından, bu bizi şaşırtmadı. Ancak kadınları ‘konuk’, devleti de ‘ev sahibi’ olarak gören bu anlayışın gittikçe daha da güçlendiğini ve yerleştiğini görüyoruz.

Söz konusu yönetmeliğin oluşturulma süreci ve içeriğine ilişkin söylenecekler, bu yönetmeliğin de içinde yer aldığı genel olarak kadına yönelik şiddetle mücadele yaklaşımı ve bu kapsamda hazırlanan/hazırlığı devam eden yasa ve diğer yönetmeliklerle ilişkisi bağlamında değerlendirilmeli. Böylece bu bağlam, aynı zamanda hükümetin kadına yönelik şiddete ve bu şiddetle mücadeleye ilişkin yaklaşımını da gösterebilecek.

Bu yönetmeliğin yayımlanması ile yürürlükten kalkan iki ayrı yönetmeliğe de değinmek gerekir. Bilindiği gibi, önceki uygulamada biri kamunun sığınaklarının işleyişini düzenleyen “Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’na Bağlı Kadın Konukevleri Yönetmeliği” ile diğeri bunlar dışında kalan sığınakların işleyişini düzenleyen “Özel Hukuk Tüzel Kişileri ile Kamu Kurum ve Kuruluşlarınca Açılan Kadın Konukevleri Yönetmeliği” bulunuyordu.

Bakanlığın kurulması ve doğal olarak değişen kurumsal yapısı ve yasal düzenlemesi ile birlikte 1998 yılında çıkarılmış olan bu iki yönetmelik yürürlükten kalktı.

Şimdi “Kadın Konukevlerinin Açılması ve İşletilmesi Hakkında Yönetmelik”te getirilen düzenlemelerle daha kapsamlı, tanımları genişlemiş ve kamu düzeyinde oluşturulan bir mekanizmanın parçası olarak ayrıntılı bir yönetmelikten söz etmek mümkün. Ancak asıl sorun bu yönetmeliğin kendisinden daha çok içinde yer aldığı kadına yönelik şiddetle mücadele mekanizması ve bu mekanizmanın işleyişi ile ilgili.

Bakanlığın isminde, ardından çıkarılan "Şiddet Yasası"nda ‘kadın’ın yer almamasından başlayarak, hükümet yetkililerinin ve bizzat Bakanın ifadeleriyle süren bir dönemden hareketle, her yeni düzenlemede görüyoruz ki merkeze aileyi alan ve ailenin her koşulda devam etmesini isteyen, plan ve politikalarını buna göre oluşturan bir anlayış ile kadına yönelik şiddet azalmayıp artıyor.
Üstelik hükümet kadınlarla ilgili düzenlemeleri yine “ben yaparım” mantığıyla yürütüyor. Bu alanda yirmi yılı aşkın bir süredir çalışan kadın örgütlerini, çok uzun bir süredir kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında faaliyet veren kadın danışma merkezlerini ve sığınakları açmış olan yerel yönetimleri sürecin dışında tutarak yok sayıyor.

Ortaya çıkan yeni yönetmelikte sözünü ettiğimiz bu merkezlerin olmadığını, yapacakları çalışmaların ŞÖNİM’lere (Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi) devredildiğini görüyoruz. Çalışmaya devam edecek merkezlere başvuran kadınların bir kez de ŞÖNİM sürecinden geçmesi gerekiyor. Sığınak işlemleri de Şönim’lerle bağlantılı olarak tek bir merkezden yapılıyor. Gerek kadın örgütlerinin gerekse yerel yönetimlerin ve bu yönetmelikle sığınak açabilecek olan il özel idarelerinin sığınakları doğrudan ŞÖNİM’e bağlı hale geliyor.

Bir sığınağın ayrılmaz parçasının kadın danışma merkezi olduğunu yıllardır söylüyoruz. Kadın danışma merkezleri, kadınların sığınak dışındaki taleplerle de başvurabileceği ve destek alabileceği yerler. Dolayısıyla söz konusu yönetmeliğin bu merkezleri dışarıda bırakması, şiddetle mücadelede ciddi işleyiş hatalarına neden olacak.

Yönetmelikle sığınağa başvuru -ki bütün sığınaklar bakanlığın “emrinde” göründüğünden- kadınların doğrudan başvurusu dışında sadece resmi kurumlar aracılığıyla yapılıyor. (Md. 11/1)

Bağımsız kadın danışma merkezleri ve belediyelere ait danışma merkezleri ortadan kaldırılmış durumda. Sığınaklara kabul işlemi de; mülki amir, aile mahkemesi hakimi veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amirinin kararı üzerine Şönim tarafından yapılacak. (Md. 12/1)

Yönetmeliğin “Güvenlik Önlemleri” başlıklı 16. Maddesi’nin a ve b fıkraları, bu sığınaklardan yararlanacak kadınların birer yetişkin olduklarını, mahremiyet hakları olduğunun unutulduğunu, olası risklerden korunmak için kadınların böyle bir önleme ihtiyaç duymayabileceklerinin göz ardı edildiğini gösteriyor. Güvenlik için odalar dışında kalan bölümlerde kamera bulunması ve bütün  pencerelerin parmaklıklı olması bunun örneklerini oluşturuyor.

Söz konusu yönetmeliğin Ek-3 belgesinde yer alan taahhütnamenin 9. Maddesi, fazlasıyla yoruma açık ve başvuran kadınları zan altında bırakan bir uygulama öngörüyor. “Devletin itibarını düşürecek ya da görevlilerin onurunu zedeleyecek tutum ve davranışlarda bulunmamak, konukevi aleyhine resmi makamları gereksiz taciz etmemek, konukevi görevlileri ve kadınlar hakkında asılsız ve onur kırıcı haber yaymamak, konukevine fotoğraf makinesi, kamera, teyp gibi kayıt cihazları sokmamak. (Bu tür eşyaların kadın konukevi müdürlüğüne tutanakla teslim edilmesi zorunludur.)” biçiminde düzenlenen bu madde, kadınlar aleyhine istismar edilebilir ve neredeyse amacı da bu gibi görünüyor.

Tüm bu sürecin içinde bağımsız kadın örgütlerine ve belediyelere ait kadın danışma merkezi ve sığınakların sisteme eşit düzeyde ve sunulan hizmetlerden ortak olarak yararlanılacağı biçimde katılması sağlanmalıdır. Buradaki sistemin, kadına yönelik şiddet alanında çalışan bağımsız kadın örgütleri ile yerel yönetimlerin ilgili birimlerinin de katılımıyla ve/veya önerileri dikkate alınarak oluşturulması büyük önem taşıyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadelenin evrensel ilkeleri bellidir; dünya kadın hareketi ve diğer ülke uygulamalarının gösterdiği gibi en başta kadınları ve  kadınların güçlenmesini esas alan ve devletin sunduğu hizmetin, bağımsız kurumlar tarafından da kullanılabilmesini öngören düzenlemelere ihtiyaç vardır.